Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Kongresi 2019

9-13 Nisan 2019 - Regnum Carya Kongre Merkezi ANTALYA

Ersin Öztürk Web Siteleri

Profesör Doktor Ersin Öztürk 'e ait tüm siteler aşağıda listelenmiştir. Tedaviler ile ilgili birçok bilgiye, ve operasyon videolarına aşağıda listelenen sitelerden ulaşabilirsir. Daha sağlıklı bir hayat sürebilmeniz için her zaman yanınızda olmaya devam edeceğiz.

Profesör Doktor Ersin Öztürk Kimdir?

Tıp fakültesi eğitimini İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tamamlayarak 1998 yılında mezun olan, 1974 doğumlu Ersin Öztürk, 2000 yılında Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanarak Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimine başlamıştır. 2005 yılında uzman, 2009 yılında yardımcı doçent kadrosuna atanmıştır. 2008 yılında bir yıl Cleveland Clinic, Ohio/ABD’de Kolorektal Cerrahi kliniğinde görev yapmıştır. 2009 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’ndan Fizyoloji Doktorası (PhD) almıştır. 2011 yılında Doçent ünvanına hak kazanmıştır. 2012 yılında da Cerrahi Onkoloji yandal uzmanlığını almıştır. 2014 yılında Avrupa Kolorektal Cerrahi Yeterliklik Kurulu’nun düzenlediği sınavları geçerek Kolorektal Cerrahi Yeterlilik diploması almıştır.

Özellikle gastrointestinal sistem ve kolorektal cerrahi alanında çalışmaları olan Ersin Öztürk’ün 28 uluslararası, 12 ulusal yayınlanmış 40 makalesi, uluslararası toplantılarda sunulmuş toplam 17 bildirisi, 12 kitap bölümü yazarlığı ve Uludağ Üniversitesi’nin adını verdiği bir skorlama sistemi vardır. Anal fistül tedavisinde lazerle tedavi yönteminin isim babası olup yine anal fistül tedavisinde kullanılan ve kendi adını verdiği “Ozturk Plug” yöntemini tanımlamıştır. Ulusal kongrelerde 4 ödülü ve Uludağ Üniversitesi Sağlık Hizmet ödülü vardır. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Tıp fakültesi öğrencilerine mide ve kolorektal benign ve malign hastalıkarı derslerini anlatmaktadır. Türk Cerrahi Derneği ve Türk Kolon ve Rektum Cerrahisi Derneği üyesi olan Ersin Öztürk evli ve 2 çocuk babasıdır.

Resim Galerisi

Profesör Doktor Ersin Öztürk'ü daha yakından tanımanız için bazı resimler ekledik.

Ersin Öztürk Randevu
Ersin Öztürk Randevu
Ersin Öztürk Randevu
Ersin Öztürk Randevu
Ersin Öztürk Randevu
Ersin Öztürk Randevu
Ersin Öztürk Randevu
Ersin Öztürk Randevu

Tedaviler

Hizmet verdiğimiz bazı tedeviler hakkında açıklamalı bilgileri bu kısımda bulabilirsiniz.


Vücut dokuları farklı düzeydeki ısıya ve bu ısıya maruz kalma süresine değişik tepkiler verir. Bu tepki genelde hücrenin bozulması ve bütünlüğünü kaybetmesi şeklindedir. Ancak bu etki kontrollü bir şekilde kullanılırsa tıbbi müdahalelerde bir çok avantajı olur.

Isının vücuda iletimi için farklı teknolojiler geliştirilmiştir. LASER, “light amplification by stimulated emission of radiation” ın kısaltmasıdır. Tıbbi açıdan yaygın kullanım alanı vardır. Cerrahi açıdan yüksek ısıların kontrollü bir şekilde dokulara iletilmesine yardımcı olur ve bu sayede kansız, düşük yan etkilerle gerçekleşen işlemler yapılabilir.

Genel cerrahi açıdan temel kullanım alanı perianal bölge hastalıklarındadır. Lazer, Anal fistül, hemoroidal hastalık, pilonidal sinüs gibi klasik yöntemlerle ağrılı ve sıkıntılı tedavi süreçleri olan hastalıkların tedavisinde etkili, hızlı ve konforlu iyileşme sağlar. Detaylı bilgi için cerrahi hastalık ve tedavilerin anlatıldığı bursacerrahi.com sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Ayrıca videolar bölümünde konuyla ilgili videoları görebilirsiniz.

Laparoskopi modern tıbbın en önemli gelişmeleri arasındadır. Endoskopik cerrahinin karın içi operasyonlarındaki uygulama şeklidir. Özellikle son 20 yılda laparoskopik cerrahinin giderek daha yaygın olarak kullanılması ve bu tekniği uygulayan çok deneyimli cerrahların bu süre içinde yetişmesi sayesinde artık hemen her operasyon bu teknikle yapılabilmektedir. 15 yıl öncesinde çok sınırlı ve basit operasyonlar veya sadece tanı amacıyla bu teknik kullanılırken, günümüzde kanser ameliyatları gibi pek çok zor operasyonlar da yapılabilmektedir.

Deneyimli ekipler tarafından uygulandığında sindirim sisteminin kanser ve kanser dışı hastalıklarının tedavisinde açık cerrahiye eş değer sonuçlar sağlamaktadır. Buradaki kritik nokta laparoskopik ameliyat kalitesinin en az açık cerrahi düzeyinde olmasıdır. Bu da direkt tecrübe ile doğru orantılıdır. Videolar bölümünde konuyla ilgili videoları görebilirsiniz.

Genel anestezi altında karın duvarına yerleştirilen trokar denilen özel ince borulardan girilen kamera yardımı ile bir ekrana bakılarak özel aletlerle gerçekleştirilen laparoskopik cerrahinin en önemli avantajları ameliyat sonrası ağrının az olması ve iyileşme süresinin hızlı gerçekleşmesidir.

Batı dünyasında en sık rastlanan üçüncü kanser tipi ve ölüme yol açan kanserler arasında ikinci sıradadır. Çoğunlukla kalın bağırsakta meydana gelen adenomatöz poliplerden ortaya çıkar. Kalın bağırsak kanseri her yaşta görülmesine karşın, hastaların % 90'ından fazlası, kırk yaş ve üzerindedir. Bu yaştan itibaren her on yılda risk yaklaşık iki katına çıkar. Ailesinde kalın bağırsak kanseri veya kalın bağırsak polipi bulunanlar ve ülseratif kolit hastalığı olanlarda risk artar.

Polipler ve kanserin erken aşamaları, genellikle belirti vermezler. Bu yüzden kırk yaşından itibaren mutlaka, rektal muayene, sigmoidoskopi ve dışkıda gizli kan testi yapılmalıdır.

Kalın bağırsak poliplerinin büyük çoğunluğu kalın bağırsağın sonuna doğru yerleşir. Bu nedenle rektal muayene ve sigmoidoskopi erken tnaı için çok önemlidir. Gaytada (dışkıda) gizli kan (GGK) testi bir diğer önemli erken tanı aracıdır. Pozitif olan tüm hastalara kolonoskopi yapılması gerekmektedir. Şu an aile sağlığı merkezlerinde devlet tarafından ücretsiz olarak temin edilen GGK testi insan kanına spesifik olup, yiyeceklerden etkilenmemektedir. Sigmoidoskopi uygulamasında, özel alet ile makattan rektum bölgesine girilir ve ışık kaynağı yardımıyla bölge ayrıntılı olarak incelenir.

Erken dönemde tanı koyulan kanserlerde iyileşme oranı % 80-90 arasındadır. İyi huylu poliplerin, yani et parçalarının zamanla kanserleşmesiyle oluşan kalın bağırsak kanserinin önlenmesi için, poliplerin kanserleşmeden tanınması ve cerrahi yöntemlerle çıkarılması gerekmektedir.

Kolorektal kanserin birincil tedavisi cerrahidir. Gerekli hallerde ameliyat öncesi veya sonrası kemoterapi, radyoterapi verilebilir. Ameliyat esnasında kalın bağırsağın ilgili kısmının bölgedeki ilgili tüm bezleri ile çıkarılması (total/komplet mezokolik eksizyon) kanser tedavisi açısından son derece önemlidir. Cerrah hastalığın tedavisine %30 oranında direkt etki eder, bu nedenle ameliyatın lenfatik diseksiyon eğitimi almış cerrah tarafından gerçekleştirilmesi son derece önemlidir. Videolar bölümünde konuyla ilgili videoları görebilirsiniz.

Kalın bağırsağın karın duvarına ağızlaştırılmasıdır. Sonrasında bölgeye takılan plastik bir torba sayesinde dışkı kontrollü bir şekilde toplanır. Geçici ya da kalıcı olabilir.

Stomanın yeri, boyu, genişliği, rengi stomanın tipine göre değişebilir.Normal şartlarda stoma ağız içi mukozası gibi parlak pembe, kırmızıya yakın renktedir. Stoma yapısında sinir yoktur bu nedenle ağrı hissedilmediği gibi gaz ve dışkı çıkışıda kontrol edilemez. Damar açısından zengin olduğundan silme esnasında hafif sızıntı şeklinde kanama da olabilir.

Stoma ameliyat sonrası ilk günlerde ödemlidir (şiştir). Ödem 6-8 hafta içinde küçülür. Stoma çevresindeki deriye peristomal bölge adı verilir. Kızarıklık ve tahrişin olmaması için dışkının deriye teması engellenmelidir.

Mide kanserine dünyanın her bölgesinde rastlanmakla beraber bazı bölgelerde daha sıktır.

Japonya, Malezya, Şili, İzlanda bu bölgelerden bazılarıdır. Birçok ülkede erkeklerde kadınlara oranla iki kat daha fazla görülür. En sık görüldüğü yaşlar 50-60’lı yaşlardır. Ayrıca düşük sosyoekonomik düzeyli toplumlarda sıklık yükselir. Dünyada kansere bağlı ölümlerde ilk sırada yer almaktadır.

Özellikle Japonya’da mide kanserine bağlı ölüm oranları gerek erken tarama ve gerekse halkın bu konudaki duyarlı olması nedeniyle çok azalmıştır. Bu nedenle tanıda erken dönemde tecrübeli kişilerce yapılmış gastroskopi çok önemlidir.

Mide kanseri bulguları çok silik olup belirtiler belirgin hale gelince çoğunlukla kanser oldukça ilerlemiş olmaktadır. En çok görülen belirtiler iştahsızlık, halsizlik, yutma güçlüğü, bulantı, kusma, midede dolgunluk ve şişkinlik hissidir. Bu nedenle aile öykünüz varsa veya aşağıda belirtilen risk faktörlerini taşıdığınızı düşünüyorsanız beklemeden doktorunuza başvurun.

En çok suçlanan risk Faktörleri : ileri yaş, tütsülenmiş, tuzlanmış, turşuya basılmış veya aşırı tuzlu yiyecekler, Helikobakter pilori (HP) enfeksiyonu ve sigaradır.

Ülser, gastrit ve infeksiyon gibi diğer sağlık problemleri aynı belirtilere sebep olabilir. Bu tür şikayetleriniz varsa bir doktor yardımı almalısınız.

Mide kanserinde temel tanı aracı üst gastrointestinal endoskopidir. Bu yöntemle mide iç yüzeyi tamamen görülür ve şüpheli alanlardan biyopsi alınarak tanı konulur. Endoskopi ve biyopsi ile mide karsinomlarının %95’den fazlası tanımlanabilir. Tanı kesinleştikten sonra hastalığın derecesinin belirlenmesi için bilgisayarlı tomografi, magnetik rezonans, abdominal ultrasonografi ve endosonografi hastalığın yaygınlığını gösterme açısından yararlıdırlar.

Tedavisi cerrahidir. Midenin kanserli bölümünün güvenli sınırlarla ve midenin tüm lenf bezleri ile (D2) çıkarılması gerekmektedir. Kanserin başarılı bir şekilde tedavi edilmesi için ameliyatın özellikle D2 eğitimi almış bir cerrahi tarafından yapılması son derece önemlidir.

Obezite cerrahisi modern dünyanın en önemli problemlerinden biridir. Günümüzde özellikle batı ülkelerinde ve Amerika'da geçmiş yıllara oranla obez hasta sayısı hızla artmaktadır. Artan obezite ile birlikte obeziteye bağlı ölümler ve hastalıklarda da ciddi bir artış söz konusudur.

Obezitenin oluşma sebebi enerji alımındaki fazlalık ve harcamadaki kısıtlamadır. Obezite tedavisindeki temel amaç enerji alımını azaltmak ve mümkünse harcamayı arttırmaktır. Enerji harcamasını arttırmak için egzersiz önerilirken enerji azaltmasını sağlamak için dengeli bir diyet istenmektedir. Ancak özellikle süper obez veya morbid obez dediğimiz vücut kitle indeksi 40 kg/m2‘nin üstünde olan hastalarda diyet yapmak kolay değildir. Bu nedenle bu tür hastalarda obezite cerrahisi devreye girer. Cerrahi tedavi uygulanacak hastanım iyi bilgilendirilmesi ve cerrahinin ancak istekli hastaları uygulanması önerilmektedir. Yine cerrahi uygulanacak hastanın iyi seçilmesi, multidisipliner bir ekip tarafından değerlendirilmesi, cerrahinin deneyimli cerrahlarca yapılması ve hastanın düzenli olarak kontrol altında tutulması şarttır. Obez hastası cerrahi sonrasında yaşam boyu takip edilmelidir.

Obezite cerrahisi vücut kitle endeksi 40 kg/m2‘nin üstünde olan veya vücut kitle endeksi 35 kg/m2‘nin üstünde olup aşağıdaki yandaş hastalıklardan birine sahip olan hastaları önerilir:

  • Tip 2 diyabetes mellitus
  • Uyku apnesi
  • Hipertansiyon, kalp rahatsızlığı
  • Şiddetli hiperlipidemi
  • Astım
  • Üriner inkontinans
  • İnfertilite
  • Artrit
  • Pseudo tümör cerebri

Obezite cerrahisinin, hastanın vücut kitle indeksi 30-35 kg/m2 arasındaysa, hasta 18 yaşından küçük veya 70 yaşın üstündeyse yapılması tartışmalıdır.

Peki kimlere obezite cerrahisi önerilmez? Şiddetli psikiyatrik bozukluk olanlara, cerrahi engel sistemik hastalığı olanlara, cerrahi sonrası takip uygulamalarına katılmayacak hastaları, şiddetli yeme sorunu olanların ve yüksek bağımlı potansiyeli olan hastalara obezite cerrahisi önerilmez.

Obezite cerrahisi uygulayacak hastanın ameliyat sonrası bazı yaşam tarzı değişiklikleri yapacağını bilmesi gerekir. Nasıl ki karaciğer nakli yapılan bir hasta alkolü bırakmak zorundaysa veya kalp ameliyatı geçiren bir hasta sigarayı bırakmak zorundaysa obezite cerrahisi yapılan hastanın da yeme alışkanlıklarını değiştirmesi gerekmektedir.

Obezite cerrahisinin amacı beş yıllık sürede fazla kilolun %50-75'in kaybedilmesi ve obeziteye bağlı gelişen sistemik hastalıkların veya sorunların düzeltilmesidir. Bunun için kullanılan cerrahi yöntemler temel olarak iki grupta toplanır. Kısıtlayıcı girişimler ve emilimi engelleyen girişimler.

Kısıtlayıcı girişimler arasında gastrik bant ve laparoskopik sleeve gastrektomi en çok bilinenlerdir. Kısıtlayıcı özelliğinin yanı sıra emilimi engelleyerek kilo vermeye yardımcı olan cerrahi yöntemlerin ise çok fazla çeşidi vardır bunlar arasında en yaygın olarak bilineni bypasstır. Cerrah bu girişimlerinin hepsini yapabilmelidir.

Videolar bölümünde konuyla ilgili videoları görebilirsiniz.

Özefagus hastalıkları arasında en sık görülen reflü hastalığıdır (GÖRH). En sık görülen malign hastalığı ise özefagus kanseridir.

GÖRH modern dünyanın önemli hastalıklarından biri olup çoğunlukla diyet ve medikal tedavi ile çözülür. Bu şekilde düzelmeyen, şiddetli ve hastanın hayatını ciddi etkileyen durumlarda cerrahi gündeme gelir. Uzun süreli reflüde bir diğer sıkıntı da artan yemek borusu kanser riskidir.

Tedavisinde laparoskopik olarak yöntemler kullanılır.

Özefagus kanseri agresif bir kanserdir. Yemek borusunun son kısmında adenokarsinom daha sıkken ilk ve orta bölümünde skuamöz epitel hücreli (SCC) kanser daha sıktır. Adenokarsinom reflü hastalığı ile SCC ise sigara ile alakalıdır. Adenokarsinom tedavisinde cerrahi SCC tedavisinde radyoterapi ön plandadır.

Özefagus cerrahisi oldukça zorlu ve yüksek tecrübe gerektiren bir cerrahidir. Ancak uzun dönemde sonuçlar pek yüz güldürücü değildir.

Fıtık, anatomik yapının bozulması ile doku veya organların normal yerinden başka bir alana yer değiştirmesidir.

Pasif işler ve ağır işler olarak 2 ana nedeni vardır.

Pasif işlerde (egzersiz işe başlama), Uzun süreli sabit (masa başı) işlerde çalışmaları.

Zayıf insanlarda başı fazla öne eğmeye ve bu davranışı alışkanlık haline getirmeye bağlı olarak boyun fıtığı oluşabilir.

Aşırı kilolu insanlarda ise genelde doğru ve dengeli oturmamaya bağlı bel fıtığı daha çok görünür

Fistül iki boşluk arasında olmaması gereken bağlantı demektir. İnsan vücudunda en çok anüs ile deri arasında olur. Bu nedenle perianal fistül veya anal fistül adıyla anılır. Kötü bir hastalık değildir, nispeten basit gibi görünen BELA bir hastalıktır. Dışkı kontrolünde büyük rol oynayan anal sfinkterlere zarar verme kaygısı olmasa çok kolay tedavi edilebilir. Ancak bir çok genel cerrah sfinkterlere zarar verme kaygısı ile bu hastalığı tedavi etmekten çekinir.

Anal fistüllerin %70’i basittir. Bunların tedavisi de basittir. Fistül tünel şeklinde bir yapı olduğundan tavanının kesilerek açılması etkin bir tedavi sağlar. Başarı şansı yüksek bir işlemdir. Ancak anal fistül tekrarlayabilen bir hastalıktır. Bu nedenle tekrarladığında basit bile olsa tedavisinde kas kesmemek önemlidir.

Fistüller %30 oranında ise kompleks olup bunların tedavisinde setondan lazer gibi sofistike yöntemlere bir çok alternatif vardır. Konuyla ilgili detaylı bilgilere lazerfistul.com sitemizden ulaşabilirsiniz.

Basur veya hemoroid, anal kanalda dışkı kontrolüne yardımcı olan vasküler yapılardır.

Bunlar şiştiği veya iltihaplandığı zaman patolojik hale veya hemoroid memesi haline gelir. Fizyolojik durumdayken, arteryo-venöz kanallar ve bağ dokudan oluşan bir tampon görevi görürler.

Patolojik hemoroidin semptomları görülen hemoroid tipine bağlıdır. İnternal hemoroid hastalık genelde ağrısız rektal kanama ile görülürken, eksternal hemoroid hastalık bazı semptomlar ya da tromboze durumdaysa anüs bölgesinde şiddetli ağrı ve şişlik oluşturabilir. Birçok insan anal-rektal bölge etrafında meydana gelen herhangi bir semptomu yanlış bir şekilde "hemoroid" olarak ifade etmekte ve semptomların önemli nedenleri gözden kaçırılabilmektedir. Hemoroidal hastalığın gerçek sebebi hala bilinmemekte, özellikle kabızlık olmak üzere intra-abdominal basıncı arttıran çok sayıda faktörün hemoroidal hastalığın gelişmesinde rol oynadığına inanılmaktadır.

Hafif ve orta şiddetli hastalık için başlangıç tedavisi su düzeyini korumak için lif alımı ve oral sıvı alımının arttırılması, ağrıyı dindirmek ve rahatlık sağlamak içinse ağrı kesicilerdir. İkinci derece hastalıkta bant ligasyon, üçüncü derece hastalıkta Longo ameliyatı, dördüncü derece hastalıkta ise hemoroidektomidir.

Makat cildindeki yırtığa anal fissür veya çatlak denir. Bu çatlağın boyu oldukça küçük (5-10 mm arasında) olmasına rağmen makat bölgesinin ağrı duyusunun fazla olmasından dolayı kişiyi çok rahatsız eder. Genellikle genç ve orta yaştaki kişilerde görülür.

Dışkılama esnasında ağrı (bu ağrı tuvaletten sonra da devam eder), az miktarda kanama ve kabızlık, bazen ele gelen küçük şişlik bu hastalığın temel belirtileridir. Ayrıca kaşıntı, otururken sızlama olabilir.

Tanı daha çok anamnez (hastalık öyküsü) ile konur, muayene sadece başka bir durumu ekarte etmek içindir.

Tedavinin esası, kabızlığı düzeltmek ve çatlağın iyileşmesine zemin hazırlamaktır. Bunun için dışkı yumuşatıcılar ve ağrı kesici merhemler kullanılır. Sıcak su torbasına oturmak da çok faydalıdır; hem ağrıyı keser hem de yara iyileşmesi için makat bölgesine kan akımını artırır. Beslenmenin lif ve sıvıdan zengin olması önerilir.

Kasların gevşetilmesi ilaç veya cerrahi yöntemle olabilir. Doktorunuz durumunuza göre bu yöntemlerden bir veya birkaçını önerebilir.

Pilonidal sinüs kuyruk sokumunda deri altında oluşan içi kıl dolu iltihaplı yollardır. Pilonidal kıl yuvası demektir ve pilonidal sinüs genelde vücudu çok kıllı insanlarda görülür. Bazı doktorlar bunun deri içine doğru büyüyen kıllardan oluştuğuna inansa da bu henüz kanıtlanmamıştır.

Pilonidal sinüs hemen herkeste meydana gelebilir ama başlıca 16-30 yaş arasındakileri etkiler.

Bazı durumlarda antibiyotik ve melhemlerle tedavi edilebilir.

Daha ciddi durumlarda ameliyat gereklidir. Ameliyatta sinüsün içi boşaltılır (drenaj yapılır) veya kesip çıkartılır. Drenaj tercih edilen tedavi yöntemidir ama boşaltılmış bir sinüs tekrar iltihaplanabilir.

17548

Mutlu Hasta

5956

Başarılı Operasyon

2

Literatüre Girmiş Tedavi

Operasyon Videoları

Profesör Doktor Ersin Öztürk 'ün gerçekleştirmiş olduğu bazı operasyonları aşağıdaki videolardan izleyebilirsiniz. Videoların tamaına erişmek ve güncel videoları izlemek için Youtube kanalımıza abone olabilirsiniz.

İletişim Bilgileri

Prof. Dr. Ersin Öztürk mesleki faaliyetlerini Özel Medicana Bursa Hastanesinde yürütmektedir.